Ergen Beyni

 
 
ergen beyni

Muhteşem ergen beyni

Ergenlik… İnsan yaşamının en ilginç, hakkında en çok konuşulan ve dert yanılan, ama bir o kadar da yanlış bilgi ve değerlendirmelerle yaklaşılan dönemi. Yaklaşık 12 yaşından başlayıp 20’lerin ortalarına kadar devam eden bir süreç. Muazzam potansiyeller ve aynı zamanda riskler barındıran; her ebeveynin, öğretmenin, antrenörün, kısaca ergenlerle temas eden herkesin kesinlikle bilmesi gereken bir dönem.

Bu konuda, dünyaca ünlü nöropsikiyatr Dan Siegel’ın, ergenlik dönemini son dönemde yapılan nörolojik araştırmalar ışığında ele aldığı Brainstorm adlı kitabı okumanızı kesinlikle öneririm. Kitap Ergen Beyin Rehberi adıyla Türkçeye de çevrildi. Siegel, kitabında ergenlik çağında insanın yaşadığı bedensel değişimlerin zihin dünyasına yansımalarını; duygu, düşünce ve davranışlarındaki etkilerini ortaya koyuyor. Aynı zamanda bütün bu süreçte kendisine rehberlik edecek bir araçtan söz ediyor. Zihingözü (mindsight) olarak adlandırdığı bu araç, aslında kişinin, zihninin nasıl çalıştığını görmesini sağlayan, farkındalığını geliştirmeye yönelik kimi pratik uygulamalardan oluşuyor. Bu yazı, o kitapta yer alan bilgiler temel alınarak hazırlandı ve tabii ki sevgili genç dostlarımız, öncelikle sizin ilgi ve bilginize sunuldu 😊

Ergenlik döneminin aydınlatılmasında, son dönemde beyin yapısı ve işlevine yönelik özel tekniklerle (fMRI – functional magnetic resonance imaging) yapılan araştımaların büyük bir katkısı var. Bu araştırmalar, beynin gelişimiyle ve nasıl çalıştığıyla ilgili eski bilgilerimizi de yerle bir etmiş durumda. Mesela eski yaklaşım, beynin gelişiminin, özellikle beynin komuta merkezi olan prefrontal korteksin, ergenlik bitimine kadar olgunluğa erişmediği varsayımına dayanıyordu. Ergenlerin “olgun olmayan davranışları” da, prefrontal korteksin “gelişmemişliği”ne dayandırılıyordu.  Oysa son araştırmalar, ergenlik döneminde beynin farklı alanları arasında yepyeni bağlar kurulduğunu; bu alanlar arasında bir bütünleşme (entegrasyon) sürecinin gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Bunun sonucunda ergenler, dürtüyle hareket etmekten ziyade, durup diğer seçenekleri değerlendirme yönünde zihinlerinde daha fazla alana sahip oluyorlar. Bunun yanında, durumları değerlendirirken sezgilerine daha fazla güveniyor ve konunun özünü daha net görüp (gist thinking) akıllıca seçimler yapabiliyorlar.

 

Ergenlikle ilgili bilinen yanlışlar ve doğrular

Tekrar altını çizelim. Beyin gelişiminin, “ham”lıktan “olgun”luğa doğru, doğrusal bir çizgide gerçekleşen bir süreç olduğu algısı, artık geçerli değil. Ergenlik, sanıldığının aksine, bir an önce kazasız belasız atlatılması gereken bir dönem değil. Hayatın bu özgün evresi; fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak büyük dönüşümlerin yaşandığı, beslenip geliştirilecek müthiş potansiyeller barındıran bir dönem.  Bazen de yönetilmesi, başa çıkılması güç ve kimi yıpratıcı deneyimlere sahne olan… Yani madalyonun iki yüzü var. 

Ergenlik dönemi, daha çok olumsuz özelliklerle anılıyor. Oysa, sanıldığı gibi ergenler tembel, dağınık, aksi, inatçı, kontrolsüz ve sadece hormonlarıyla hareket eden varlıklar değil. Ergen beyni; hatırlama, odaklanma, hissetme, düşünme, karar verme ve dış dünyayla ilişki alanlarında daha önce hiç olmadığı -ve de olmayacağı- kadar büyük değişimlere sahne oluyor. Ergenler bu hızlı ve keskin değişime adapte olurken elbette bazı zorluklar yaşıyor. Ancak bu değişimleri anlamak ve akıllıca yönetebilmek, yetişkinlikte daha verimli ve nitelikli bir yaşamın sürdürülmesine yardımcı olacak. Şimdi de, bütün bu yaşanan nörolojik değişimlerin fiziksel, zihinsel ve duygusal alanlara nasıl yansıdığına bakalım.

 

Ergenlikte yaşanan değişimler; potansiyeller ve riskler

Öncelikle, bu dönemde beynin ödül merkezi, hiç olmadığı -ve olmayacağı- kadar aktif hale geliyor. Bu ne demek? Beynin bu merkezinin temel işlevi, motivasyon sistemini harekete geçirmektir. Bize keyif veren ve tatmin eden deneyimler yaşadığımızda bu bölge uyarılır ve bize haz veren, kendimizi iyi hissettiren dopamin adlı bir hormon salgılarız. Bu haz duygusu, o an yaptığımız eylemi tekrarlamamız noktasında bizi motive eder. Basitçe çok lezzetli bir hamburger yemeye başladığımızda, aldığımız hazzı tekrar yaşamak için bir ısırık, sonra bir ısırık daha almamız gibi 😊İşte beynin bu dönemde aktifleşen ödül merkezi ve dopamin salgısı, bize heyecan, enerji, keyif verici eylemler yapmamıza yol açar. O keyif öylesine büyüktür ki, olumsuz sonuçlarını bilsek de göze almaya değer!

Yenilik arayışı başta gelen değişimler arasında. Bu dönemde yeni şeyler deneyimlemek için inanılmaz bir heyecan duygusu yeşeriyor. Bunun altında ise hayatı daha dolu dolu ve dinamik yaşamaya dair içsel bir motivasyon yatıyor. Değişimlere açık olmak ve tutkuyla yaşamak; yepyeni, yaratıcı yöntemleri tasarlamayı ve hayatı bir macera edasında yaşamayı sağlıyor. Diğer yandan bir şeyler çok çabuk sıkıcı hale gelebiliyor. Yine, hayatı keşfederken ve heyecan verici deneyimlerin peşinden giderken, büyük riskler göze alınıp tehlikeli ve zarar verici adımlar atılabiliyor. Bu risklerin farkında olunmadığından değil, ödül mekanizmasının ve dopamin salgısıyla gelen hazzın çok daha çekici olmasından kaynaklanıyor.

Sosyal bağlılık, ilişkileri güçlendiriyor ve yeni arkadaşlıklar kurulmasına yardımcı oluyor. Sosyal bağları geliştirme güdüsü; mutlu, sağlıklı ve istikrarlı giden, destekleyici ilişkilere yol açıyor. Ayrıca yetişkinlikte, hayatın sorumluluğunu almak için ihtiyaç duyulan aileden bağımsızlaşma sürecini destekliyor. Ancak yetişkinlerden -özellikle onların yönlendirme ve desteğinden- kopuk ve çoğunlukla birbirleriyle temasta olan ergenler, çeşitli riskli davranışlar içine girebiliyor.

Algıda genişlemeye eşlik eden yaratıcı keşif. Yeni bir kavramsal düşünme biçimi ve soyut akıl yürütme, ergenin statükoyu sorgulamasına, sorunlara “kutunun dışında” yer alan stratejilerle yaklaşmasına, yeni fikirlerin geliştirilip hayata geçirilmesine olanak sağlıyor. Ancak hayatın anlamına dair sorgulamalar kimlik krizine, akran baskısına karşı savunmasız kalınmasına, amaç ve yön belirlemede yetersizliklere yol açabiliyor. 

Ergenlikle birlikte, duygusal yoğunlukta artış gözleniyor. Çünkü beynin duygu merkezi olan limbik bölgesi, ergen davranışlarında, çocuklara ve yetişkinlere oranla çok daha etkili hale geliyor. Bu değişim, yaşamı daha canlı ve zengin kılıyor. Duygusal olarak daha yoğun yaşamak enerjiyi ve keyif, haz duygusunda artışı beraberinde getiriyor. Öte yandan yoğun duygular günün tamamına hakim olabiliyor ve dürtüselliğe, huysuzluğa , hatta kimi zaman aşırı tepkiselliğe yol açabiliyor. Yani, hiçbir şey kendini ergenlik dönemindeki kadar iyi… ya da kötü hissettirmiyor.

Nörobilim, beynimizin gelişiminin hiç durmadığını, hayatımızın sonuna kadar hep değişime uğradığını ortaya koyuyor. Buna nöroplastisite deniyor. İşte hayatın bu döneminde duygusal kıvılcımlar, sosyal bütünleşme, tutkular, bağımsızlaşma, yaratıcılık, özgünlük ve cesaret sizi çocukluktan farklı kılıyor ve yetişkinliğe hazırlıyor. Bu geçici zamanın tadını çıkarın!